Dünyayı dolaşan büyü: Enternasyonal
- Osman Oğuz
- 13. Mai 2025
- 4 Min. Lesezeit

Enternasyonal, 1870'de işçi Pottier tarafından yazılmasından 18 yıl sonra, 1888'de, başka bir işçi Pierre Degeyter tarafından bestelendi. Marş ilk kez Fransa'nın Lille kentinde, küçük bir kahvede, Gazete Satıcıları Sendikası'nın toplantısında bir işçi korosu tarafından söylendi. Bu marşı, melodisinden ruhuna değin ekmeğimizi kim üretiyorsa onlar üretti.
PolitikART, Ocak 2015
Enternasyonal Marşı'nın yazarı ve Paris Komünü üyesi Eugéne Pottier'in ölümünün 25. yılında, Pravda gazetesinde (Ocak 1913) Sovyet Devrimi'nin öncüsü Lenin, şairin yaşam öyküsünü özetledikten sonra şöyle diyor: “Komün ezilmiş ancak Pottier'in Enternasyonal'i, komünü bütün dünyaya yaymıştır ve komün şimdi her zamankinden çok daha canlıdır.”
Gerçekten de yeryüzünde başka hangi şarkı, bütün dillere aynı melodi, neredeyse aynı sözlerle çevrilmiş; hangi şarkı dünyanın her yerinde aynı ruh, aynı sıkılı yumrukla dinlenmiş ve söylenmiştir?
Asyalı, Afrikalı, Uzakdoğulu, Ortadoğulu, Avrupalı... Marşın en gür seslendirildiği İspanya İç Savaşını anlatan Kutup Yıldızı şarkısının başındaki şiirden alalım: “Uzun saçlı aydınlar, inatçı komünistler, Nietzsche bıyıklarıyla yaşlı, Sovyet filmlerindeki jönleri andıran yüzleriyle genç Polonyalılar, kafası traşlı Almanlar, Cezayirliler, bunların arasına yanlışlıkla karışmış İspanyollar denebilecek İtalyanlar, hiç kimselere benzemeyen İngilizler, Morris Torres'e ya da Morris Şövalye'ye benzeyen Fransızlar... Hepsi de çelikleşmiş, dimdik! Kışlalarına yaklaşıyorlardı ya, birden marş söylemeye başladılar!"
O marş, Enternasyonal'den başkası değildi. Dünyanın bütün ülkelerinden komünistleri, devrimcileri, emekçileri, eşitlik, özgürlük, adalet için kavga eden bütün halklardan insanları aynı ruhta birleştiren bir çeşit sihir… Müziğin büyüsü; sanatın, estetiğin, söyleme gücünün; ama ayrıca eylemin büyüsü; haklı olmanın, güçlü olmanın, öfkeli, dirayetli ve ayakta olmanın. İnsan olmanın büyüsü.
Aynı büyü, bütün dünya emekçilerinin sokaklarda karşıladığı 1 Mayıs İşçi Bayramı'nı yarattı. Aynı büyü, dünya kadınlarının mücadele ve dayanışma gününü, 8 Mart'ı yarattı. “Afrika'dan kanat çırpan kelebeğin Kuzey Amerika'da yarattığı kasırga” mı dersin, yoksa işçi tulumuyla dünyayı gezinen heyula mı, sen bilirsin. Enternasyonal, sadece coğrafyaları değil, çağları da bağladı birbirine. Enternasyonal Marşı olmasaydı, tam 144 yıl sonra, Paris Komününün adını anmak bile heyecanlandırabilir miydi kimseyi? Madrid Savunması'nın koca yürekli Enternasyonal Tugayları'nın hatırası, bu marşla birleşmeden bunca kuvvetli olabilir miydi? Chicago'da “demir ökçe”ye direnen emekçilerin Haymarket Kalkışması'nı düşünürken fonda Enternasyonal'in kavgaya çağıran ezgisi yoksa, eksik kalmaz mı 1 Mayıs'ın hatırası?
***
Dünyanın belki de en yaygın melodisi olan Enternasyonal'in şairi Eugéne Pottier, “ekmeğini” (ruganını? fularını? koltuk takımını? arabasını?) sanattan çıkaran, tükenmez biçem tartışmaları veya şık giyimli dinletilerle vakit tüketen bir “sanat simsarı” değildi. 4 Ekim 1816'da Paris'te doğan şair, hayatını yoksullukla geçirdi. Ambalaj işçiliği, kumaş baskıcılığı yaptı. Halen anlatılan hikayeler yaratan çetin kavganın her safhasında, barikatın ardındaydı; kısa ömürlü Paris Komünü'nün ise üyelerinden biriydi. Komünün yenilgisi ardından, 17 Mayıs 1873'te, idama mahkum edildi ve ABD'deki sürgün yılları başladı. Burada da “enternasyonal” bilincin hakkını verdi Pottier; ABD Sosyalist Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı.
Pottier'in şiirinin malzemesi de kendi hayatı oldu. Ondandır ki, Enternasyonal'in öfkesi, isyanı, ruhu, alabildiğine gerçektir. Onda, piposuyla işçilere bakıp, "Ah, ne de zavallılar!" diyen bir Fransız entelektüelinin kibirli acımasını değil, "Eziliyoruz ama güçlüyüz, biz kazanacağız!" diyen bir Fransız işçisinin mağrur öfkesini ayırt edersiniz. Aslında ne o kibir ne de o öfke yalnız Fransız'dır: Sınıf kini, her diyarda, her dilde, tene, cana dokunur. İşte Enternasyonal'i “enternasyonal” yapan da budur.
***
Enternasyonal, 1870'de işçi Pottier tarafından yazılmasından 18 yıl sonra, 1888'de, başka bir işçi Pierre Degeyter tarafından bestelendi. Marş ilk kez Fransa'nın Lille kentinde, küçük bir kahvede, Gazete Satıcıları Sendikası'nın toplantısında bir işçi korosu tarafından söylendi. Konusu, şairi, bestecisi, söyleyeni, dinleyeni işçi. Bu marşı, melodisinden ruhuna değin, sandalyelerimizi, ayakkabılarımızı, kazaklarımızı, evlerimizi, arabalarımızı, ekmeğimizi kimler üretiyorsa onlar üretti.
Enternasyonal, taşıdığı ruha layık olan ilgiyle karşılandı; dünyanın dört bir yanını dolaşmaya, öfkeli ve umutlu sözünü yürekten yüreğe taşımaya başladı. Gezindiği coğrafyalarda sayısız kalkışmaya, isyana, devrime tanıklık yaptı. Milyonlarca sıkılı yumruk eşlik etti melodisine.
Bugün, yazılmasından 145 yıl sonra da, güncel hala. Üstelik Haymarket Kalkışması'nın, katledilen binlerce kadın dokuma işçisinin, Paris komünarlarının, Kışlık Saray'ı ele geçiren Rus işçilerinin ruhu kadar Gezi Direnişi'nin, Rojava Devrimi'nin, Wall Street işgalinin, “Je suis Charlie” sloganıyla bir araya gelen milyonların, Brezilya'daki antikapitalist kalkışmanın ruhunu da taşıyor. İşçi tulumuyla eylem eylem gezen bu hayalet halen ezilenlere umut, egemenlere korku salıyor.
Enternasyonal Marşı
Marşın Türkçe'ye “uyarlanmış” versiyonu, “Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık/ Enternasyonal'le kurtulur insanlık” nakaratlı ancak Pottier'in anlatmak istediklerini tam anlayabilmek açısından, az bilinen kelimesi kelimesine çevirisine bakmakta fayda var. Erkin Özalp’in aşağıdaki çevirisini sanırım Gelenek’ten kopyalamıştım, burada tam haliyle kullanmamın sakıncası yoktur sanıyorum:
Yüce kurtarıcılar yok,
Ne Tanrı, ne Sezar, ne de makam sahipleri;
Üreticiler; bizi, biz kurtaralım!
Ortak kurtuluşumuzu ilan edelim!
Hırsızın son nefesini vermesi için,
Zihnin zindandan kurtarılması için
Ocağımızın ateşini kendimiz körükleyelim,
Demiri tavında dövelim.
Devlet ezer ve yasalar aldatır,
Vergi bahtsızın kanını emer,
Zenginin hiçbir yükümlülüğü yoktur,
Yoksulun hakları boş laftır.
Gözetim altında tutulduğumuz yeter,
Eşitliğin yasaları başkadır;
"Ödev olmadan hak olmaz" der,
"Aynı şekilde, hak olmadan ödev olmaz!"
Kendilerini tanrılaştırarak iğrençleşen
Maden ve demiryolu kralları
Bugüne kadar ne yaptılar ki
Emeği soymak dışında?
Onun yarattığı her şey, bu çetenin kasalarındaki
Külçelere dönüşmüş durumda.
Bunları geri vermelerini emrederken,
Halk, yalnızca, kendisine ait olanları istiyor.
Krallar, dumanlarıyla bizi sersemletiyor.
Kendi aramızda barış, zorbalara savaş!
Ordularda greve çıkalım
Dipçikleri havaya kaldırıp, safları bozalım!
Ve bu yamyamlar,
Bizden kahramanlar çıkarmak konusunda ısrarcı olurlarsa,
Kısa sürede öğrenecekler ki, kurşunlarımız
Kendi generallerimiz içindir!
İşçiler, köylüler; bizler,
Emekçilerin büyük partisiyiz;
Yeryüzü yalnızca insanlara aittir,
Aylaklar başka yerde yaşasın.
Etimizle beslenenlerin sayısı ne kadar çok!
Ama kargalar ve akbabalar,
Bir sabah ortadan kalkarsa,
Güneş sonsuza dek ışık saçacak!



Kommentare